Yürümeyi Bilmeyen

Posted: December 19th, 2018 | Author: | Filed under: pozisyon hatası, sen sağ ben sefalet | Tags: | Comments Off on Yürümeyi Bilmeyen

 

 

 

 

 

 

 

 

Hikayem odur ki, yürümeyi bilmemenin karneye yansıyan kötü notlarıyla başlar.

Bacaklarımdaki kaskatı iskelet, bir türlü yeni filmi çekilemeyen Robocop’un tamir masraflarını andırıyor. Etimi ve eklemlerimi kontrol edemiyorum. Üstelik anatomik bir gerekçe ile yaşanmıyor bu. Tamamen zekânın belli başlı işlevlerden, temel ve ana ve bütünlüklü eylemlerden mahrum bırakılışı ile başlıyor. Pratik dedikleri zekâ, bende pratik yapamadığı için sınıfta kalıyor.

İçerik olarak yürüyebiliyorum.

Estetik olarak yatalağım.

Teoride kovalanan her şey gibi kaçabilirim.

Pratikte kafa tasına sıkışmış, mücerret bir salağım.

Koşu bandındayım. Herkes bir tavadan diğerine düşürülmüş kabuksuz yumurtalar gibi, otomatik bir eğimle kayarken bandın üstünde, ben topuklarımla şeritleri dövüştürüyorum adeta. Her adım atışımda, gürültülü bir devin topraklı sesi kişniyor altımda. Herkes dönüp dönüp bana bakıyor. Şu hep beyaz tişörtle gelen kerli ferli adam örneğin; ne kadar esnek, ne kadar yalın, ne kadar alışmış. Doğru kelimeyi buluyorum böylelikle: Alışmak.

Onlar alıştıkları için yürüyebiliyorlar bu kâinatın tüm yolları boyunca. Tekil yollar… Duble yollar. Öyle bir alışıyorlar ki yürümeye ve öyle bir yürüyorlar ki alışkanlıkların üzerinde, sonunda yolun kendisi oluyorlar. Dünyadan, saman yolundan, karıncaların fâni yuvalarından dağılıp hayaletlere karışmış tozlardan geçiyorlar. Ben koşu bandında, arkasından ittirilen bir oyuncak tren gibi, tekeri patlamış bir otobüsün sarsıntıyla karşılanan kaza arifesi gibi… Ben bu koşu bandında vatman ağırlamayı bilmeyen bir tramvay gibi eşeleniyorum.

Artık biliyorum, ben bir insan değilim. Kendimi bir kod gibi hissediyorum. Bir bilgisayar programı. Hasar görmüş bir veri tabanından köpükleriyle ve cızırtılarıyla fırlamış, sanal bir vida… Bir kod neyi, ne kadar hissederse, bir yazılım hangi güncellemeyle hangi anılarını hatırlayabilirse, burada yanlış ve hatalı giden ne varsa, hepsini ve her şeyi, yürümeyi bir türlü beceremeyerek gösteriyorum.

Koşu bandından iniyorum. İnsanüstü bir terle, tişört değiştirmek için yukarı çıkmam gerek. Yürümeyi bilmemek, merdivenlere düşman kesilmek demek.

Yaşamayı bileydim, yazar mıydım hiç şiir?

Yürümeyi bileydim, olur muydum hiç koca bir kambur sahibi?

İşte. Yürümeden mahrum olmak, kafiye bulamamaya dönüşüyor. Toplalların bile benden daha vakur, daha hikmetli göründüğü bir düzlemde; yılanlara özenmek ve kendi ayaklarına doğru bükümlü bir şekilde yabancılaşmak, kurtarıcı olmuyor.

Henüz üçüncü basamağa çıkarken, yine yanlış bir eklem hareketiyle, yine cahilliğin en statik halinde yere çakılıyorum. Başımda kan, alnımda mermer, arkamda kalabalık. Hepsi ayakta. Hepsi yürümenin olanca haşmetiyle başımda toplanmış.

Panik kısa sürede dağılıyor. Alnımdan dökülen kan, içine üç cümle sığacak kadar büyük bir düşünce balonu akıtıyor basamakta. Arkamdan ne konuşuyor, ne fısıldaşıyorlar, bilmiyorum ama kahkahalarını duyabiliyorum. Her birinin. Tek tek.

Artık hiç yürümek zorunda kalmayacağım, kanatlı bir diyara göçüyorum. Uçmayı da bilemezsem, orada alay edecek tek bir kanatlı yok. Varsın, namıma yürümeyi bilmeyen desinler. Ruhum, adımdan çıktı benim. Ölümümü, karne sevincine daha fazla dayanamayıp balkondan atlayan bir çocuğun eceli bilsinler. Adım, ruhumda kaldı benim.

Görsel: Tetsuya Ishida

the superposition of lies

Posted: August 30th, 2018 | Author: | Filed under: rouge | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Comments Off on the superposition of lies

maybe, there was a storm, behind all of us and we couldn’t see or didn’t. don’t stop. do not be confused, keep escaping, that’s what you’ve done since your birth. you fuckin’ rabbit, it’s just you, who created the hunters. that’s an equation. left side is the runner, right side is the created hunter. nature. some kind of DarkMath.

hey, kid! forget about all you learned, all you did. just breathe. rip your identity card. get rid of your identity. there is no need to be you. just be a kid. just be an ‘it’. breathe, watch your life porn, get angry and fully erected. ejaculate your moral character. ‘they’ wrote it. delete. lose your religion. fuckin’ God never existed. you’ve created it while running.

welcome to your ‘webbing ceremony’. even when you think you’re well, you’re sick. make love related to your sexual orientation. but fuck everyone. I say, don’t let them get you. you know you. you can just know yourself. take the flag of asociality in hand. climb to your own shoulders and stare at faraway mountains.  they’re yours and you are your personal Newton. ban the gravity, take positions on random orbitals.

all nations are flocks. on the other hand God, all humanists are idiots. shame on you, if you’re serving for modern primates. weak homosapiens. human is just superposition of its own lies.

Quad Erat Demonstrandum